3 Eylül 2010 Cuma

İngiltere Günlüğü-1

     Bildiğiniz gibi tc vatandaşları için avrupa birliği ülkelerinden vize almak tam bir işkencedir.Başvuru sırasında ev tapusuna kadar ne varsa istiyorlar.Adamlarda, biz türklere karşı büyük bir güvensizlik duygusu var.Her vize başvurusu yapan türk`ün  geri dönmeyeceğini düşünüyorlar.Aslında birazda haklılar.Bu yaşam şartlarında herkes bir çıkış yolu arıyor.Neyse ingiliz konsolosluğunun istediği bütün evraklarım hazırdı.
Görüşme için randevu da almıştım.İnanın o zaman bana o vizeyi verip vermemeleri çokta umrumda değildi.
Daha öncede söylediğim gibi,hayatımın genelinde şanssız bir insan olduğumu düşünürdüm.Bu yüzden benim evraklarda birşey bulup kesin o vizeyi vermeyecekler diyordum.Görüşmeye gittiğimde ingilizlerin hiçte düşündüğüm gibi insanlar olmadiğini gördüm.Oraya giderken ön yargılarımıda beraber götürmüştüm.Öncelikle şunu söyleyeyim konsolosluk görevlileri çok kibar insanlar.Bana niçin gitmek istediğimle ilgili birkaç soru sordular.Sonra saat 16:00`da gelip vizenizi alabilirsiniz dediler.İşte bu beni şaşırtmıştı.Hiçbir şekilde
bana zorluk çıkarmadılar.Konsolosluktan ayrıldıktan sonra içimi bir hüzün kaplamıştı.İstediğim bu değilmiydi?Yurt dışına çıkıp bu yaşadığımız zor hayatı kolaylastıracaktım.
Aklıma ailem,arkadaşlarım,yaşadığımız muhit ve terkedecegim ülkem geldi.Ne kadarda çok şeyi ardımda bırakıp gidecektim.Üstelik 1 aydan az bir zamanım kalmıştı.Günler su gibi akıp geçti.
Bir sabah herşeyi ardımda bırakıp sabiha gökçen havaalanından londranın luton havaalanına doğru yola çıktım.Yaklaşık 3.5 saat sonunda hayallerimin ülkesi ingiltere`ye gelmiştim.Luton-londra arası yaklaşık bir saat sürüyor..Buradan trenle londra merkezine gidebilirsiniz.İngiltereye gittiğim gün arkadaşlarımın ikiside çalışıyorlardı.Beni karşılamaya gelen olmadı.İş başa düştü deyip şehrin merkezine gitmeyi başardım.
Bu arada şunu söyleyeyim ingiltereye gitmeden önce ingilizcem vardı.pre intermediate.Türkiye`deyken
ingilizce kursunada gitmiştim.Aynı zamanda internetten chat yaptığım çok sayıda yabancı arkadaşımda vardı.
Bu yüzden dil konusunda çok zorluk çekmedim.Sadece ingiliz ingilizcesine kulak aşinaligi olmasi için bayağı
bir süre geçmesi gerekiyor.Konuştuklarının bazılarını anlamıyorsanız moralinizi bozmayın.Bunlar normal seyler
 ve zamanla herşey yoluna girecektir.Türkiyeden gelen birçok arkadaşın grammer yani dilbilgisi çok iyi
sanıyorlarki gelir gelmez herşeyi anlayacaklar ve konuşacaklar.Tabi adamların konuşmalarının büyük bölümünden birşey anlamayınca bunalım oluyorlar.Türkiyede upper yada advenced olabilirsin ama burası
türkiye degil.İngiliz dilinin anavatanı.Neyse sonradan herkes duruma ayak uyduruyor.İngilterede  kalacağım evi bana arkadaşlarım ayarlamıslardı.Bu evide kendim bulmam gerekti.Daha dogrusu evi kiralayan ajansın ofisine gidip oradan kalacağım yerin anahtarını alacaktım.Onlar beni eve götürecekti.Sağolsun benim kanka adresi yanlış yazmış.Sokağı buldum.İn cin top oynuyor.Elimde valizle  çok rezil bir gündü.Neyse sokakta bulunan köhne yazahane tarzı bir yere sormak için tam içeri giriyordum ki içerideki bayanın telefonu caldı.Bu bayanı arayan benim arkadaşmıs.Aradığım ofiste bu köhne yermiş.Neyse sonuçta eve beni getirdiler.Evde
ben taşındığımda 1 güney afrikalı oda arkadasım,2 tanede romen kalıyordu.Sonradan bu romenler ayrıldı.5 italyan 2 kolombiyalı geldi.İngilterede eğer yalnızsan ve  ev tutacak paran yoksa evin bir odasını kiralıyorsun.
Bizde böyle yaptık.Yaklaşık 2 hafta aynı evde kaldıktan sonra arkadaşlarımın evine taşındım.Bu 2 hafta boyunca başıma gelmeyen kalmadı.Yatak pisti.Tahta kuruları (ingilizce bed bug) bütün vücudumu ısırdılar.
Benim için igrenç bir donemdi.Türkiyede birkeresinde köy evinde kalmıştım bir o zaman beni ısırmışlardı.
Ondan başka hayatımda başıma gelmeyen birşey  londrada beni bulmuştu.Sonradan öğrendiğime göre
tahta kurusu londrada cok yaygın görülüyormuş.İkliminden olsa gerek.Aman dikkat edin kendinize.Yılın büyük bir dönemi yağışlı.
     Bu dönemi atlattıktan sonra kurs kaydımı yaptırdım.Sehirde hiçbir yeri bilmediğim için ilk birkac gün
arkadaşlarım okula kadar götürdüler.Şimdi düşünüyorumda ilk geldigimde sehir gözume ne kadarda karışık gelmişti.Bir yerin acemisi olmaktan nefret ediyorum.Sonunda gide gele yolları öğrendik.Sizlere ilk kaldığım
evdeki italyan arkadaslarımdan bahsedeyim biraz.4 kız 1 erkek.Akdeniz insanları çok sıcak kanlı oluyor.Gelir gelmez ortama uyum sağladılar.Eğlenceli insanlardı.İtalyan kızları çok güzel.Güzel olmayanıda çok çekici.
Kendi aralarinda konuşurken bağırır gibi konusuyorlardı.Bu yönden bize benziyorlar.Dünyanin her yerinden
londraya ingilizce için dilokullarına,üniversiteye yada çalışmaya gelmiş insanlar görebilirsin.Gerçek bir kültür mozaiği oluşturmuşlar.Gelelim ingiliz kızlarına...İngiliz kızları genelde beyaz tenli ve sarışındır.Gerçekten çok
güzel kızları var.Fakat dünya umurlarında olmayan tipler.Genelde ciddi bir ilişki kurmak zor.Zaten yabancilarla çokta içli dışlı olmazlar.Kendi aralarında ingiliz erkekleri ve zencilere takılırlar.Eğer bir gece
kulübünde karşılasırsanız büyük ihtimal çok sarhostur.Kimle takıldığını, yatıp kalktığını umursamaz.Eger
onlarla calışmıyorsanız yada aynı okulda okumuyorsanız, ingilizlerle arkadaslık kurma şansınız çok az.Zaten
londrada birçok insan  kendi milletinden insanlarla yaşıyor.Herkes kendine bir düzen kurmuş.Hayat bir şekilde akıp gidiyor.Size tavsiyem cok sayıda yabancı arkadas edinmeye calışın.Böylece ingilizcenizi
daha hızlı ilerletebilirsiniz.

Hiç yorum yok: